Cevapla  Konu Gönder 
Çalışmayı Sevmek
Yazar Mesaj
admin
Administrator
*******


Mesajlar: 145
Grup Administrators
Katılım: Apr 2009
Durum: Çevrimdışı

Rep Ver:
Mesaj: #1
Çalışmayı Sevmek

Alışkanlıklar genç yaşlarda, özellikle çocukluk dönemlerinde kazanılıyor.
Daha sonraları yaşamımız bu kazanılan alışkanlıklar üzerine inşa ediliyor.

Severek çalışmakta bir alışkanlık. Genç yaşta öğrenilip, içselleştirilmezse
yetişkinlik dönemimize geldiğimizde bu kavramı anlamlandırmada güçlük
çekiyoruz.

Yakınlarda okuduğum bir roman, çalışma kavramını tekrar düşünmeme vesile
oldu. Neden çalışıyorum? Çalışmayı ne zaman ve nasıl öğrendim?

Okuduğum roman 19. yüzyıl Rusya'sında geçiyor. Geniş tarım arazilerine sahip
ve o dönemin feodal yapısında 1 köyü, 300 köylüsü olan Oblomov ailesinin
biricik oğulları İlya İlyiç Oblomov'un hayatı, bu romanın konusunu
oluşturuyor. Oblomov, birçok varlıklı aristokrat ailenin çocuğu gibi,
çocukluk ve gençlik yıllarında şiirsel bir yaşam sürüyor.

Sevgi ve ilgi bolluğu içersinde geçen unutulmaz yıllar. Arkadaşlarla oynanan
neşeli oyunlar, tüm güne uzanan kır gezintileri, nefis yemekler,
hizmetkarlar, bakıcılar. Enfes bir doğa, atlar, kuşlar adeta cennette
yaşanan elemsiz, sorumluluktan uzak yalnızca yaşamın şiirsel yönünün ön
plana çıktığı çocukluk yılları.

Yıllar geçiyor ve Oblomov gençlik yıllarının sonuna geliyor. Dünya'ya
geldiği ilk andan itibaren yanından biran için bile ayrılmayan tembel,
beceriksiz ancak inanılmaz sadık hizmetkârı Zahar ile birlikte Oblomov
üniversite öğrenimi için Petersburg'a gidiyor. Orada bir daha köyüne
dönmemeksizin yaşarken, ailesinin tüm fertleri tek tek yaşama gözlerini
yumuyor. Kahramanımız ve onun sadık hizmetkarı tek başlarına, yapayalnız
kalıyorlar.

Oblomov, hayatında o ana kadar hiç çalışmamış. Zahar deseniz, ondan beter.
Felsefe ve ekonomi okumasına rağmen hesap kitap işinden hiç anlamıyor.
Çiftçilik, hak getire. Adımını tarlanın içine atmamış. Tek bildiği ve
hoşlandığı şey edebiyat ve iyi yaşam.

Bir anda hayatın gerçekleri ile karşılaşmak Oblomov'u sersemletiyor ve kendi
içine kapanıyor. Öyle ki yataktan bir türlü kalkamıyor, evden dışarıya
adımını atamıyor. Çocukluğunda unutamadığı günlerin hayallerini kurarak yarı
uykuda bir yaşam sürmeye başlıyor.

Her acemi varlıklı insanın başına geldiği gibi, Oblomov'unda çevresinde bir
anda "asalak arkadaş bozuntuları" peydahlanıyor. Okumadan imzalanan
sözleşmeler, uzaktan idare edilmeye çalışılan çiftlik ve hırsız kâhyalar
derken, varlık içinde yokluk yılları başlıyor.

Oblomov, çalışma konusunda ne kadar isteksiz ve beceriksizse; dürüstlük,
yardımseverlik konularında o kadar maharetli. Sevgi dolu, anlayışlı, iyi
kalpli... Ancak yaşam yalnızca iyi erdemlere sahip olmakla geçmiyor. Yaşam
standardının düşmemesi için bir şekilde maddi bir kazanç elde edilmesi ve
çiftliğin işletilmesi gerekiyor.

Romanın ilerleyen bölümleri hakkında daha fazla bilgi vermemek galiba en
doğrusu. Tıpkı, bir filmi izleyip izlemeyenlere sonunu anlatmamak gibi.
Merak edenler, romanın tamamını okuyarak Oblomovluk'un ne olduğu daha iyi
anlayabilirler.

Çalışmayı bilmemek ve ondan hoşlanmamak yalnızca Oblomov'un derdi değil.
Televizyonda izlediğim "Son Osmanlılar" belgeselinde de gördüğüm kadarıyla,
Cumhuriyetin ilanı ile Türkiye'den ayrılan Hanedanlık mensupları da benzer
sorunları yaşamışlar. Sarayda büyümüş, yaşamları boyunca çalışmayı
akıllarına getirmemiş bu kişilerden bazıları sürgündeki yaşamlarında büyük
ekonomik zorluklar çekmişler. Hatta bu kişiler sefalet ve sıkıntı içinde son
nefeslerini vermişler.

Her iki hikayede, bizlere aynı ortak sorunu işaret ediyor. Çocukluk
yıllarında çalışma alışkanlığı elde edemeyen kişiler, bir de varlık içinde
bir yaşam sürmüşlerse, yetişkinlik dönemlerine gelip iş başa düşünce çalışma
disiplini göstermede ve servetlerini yönetmede büyük güçlük çekiyorlar.

Çocuklarına çalışmayı erken yaşta sevdirmeyi başarmış aileler hiç yok da
değil.

Başta Musevi aileler ve ülkemizde ticari becerileri ile nam salmış Kayserili
aileler olmak üzere konunun önemini fark etmiş olanlar, çocuklarını erken
yaşlardan itibaren çalışma gerçeği ile tanıştırıyorlar. Bu ailelerin
çocukları alıştırma dönemi olarak adlandırabileceğimiz bu dönemi özellikle
kendi aile işlerinde değil, başkalarının yanında geçiriyorlar. Okumaya
meyilli olan çocuklar dahi, yaz tatillerinde kuyumculuk, halıcılık,
tuhafiyecilik, küçük imalat gibi farklı alanlarda çalışarak, çalışmanın
önemini genç yaşta idrak ediyorlar. Böylelikle; erken kalkma, iş seçmeme,
müşteri ilişkileri, satış, pazarlık, tahsilat, adam çalıştırma, para
biriktirme gibi tüm çalışma yaşamları boyunca kendilerine gerekli olacak
temel değer ve becerileri kazanıyorlar.

Bu ailelerin önemli bir kısmı, kendilerini modern çağın gerekliliklerine
uydurmuş durumdalar. Bir yandan çocuklarını geleneksel yöntemlerle çalışma
yaşamına hazırlarlarken diğer yandan yabancı dil, yüksek öğrenim, sanat ve
kültür konularında da çocuklarının ortalamanın üzerinde bir yetkinliğe sahip
olmalarına çaba gösteriyorlar.

Sözün özü; yaşama kendimizi ve çocuklarımızı her yönüyle hazırlamalıyız.
Geleceğin ne göstereceği hiç belli olmuyor. Dürüstlük, yardımseverlik,
sevmek, sevilmek gibi yaşamın anlam dolu şiirsel yönlerinin yanında
çalışmayı sevmek gibi yaşamın realistik yönlerini de ihmal etmemeliyiz.

Gerçekten deneyimler ne güzel ortaya koyuyor: Ağaçlar yaşken eğiliyor ve
hazıra dağ dayanmıyor!



Hüseyin ADANALI

Adisa Danışmanlık, Geliştirme ve
Bilgi Sistemleri Tic. Ltd. Şti.

06-22-2009 03:31 AM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla  Konu Gönder 

Yazdırılabilir Bir Sürümü Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Bu Konuyu Favorilerime Ekle
Bu Konuyu Oyla:

Forumlar Arası Geçişi

Add to Google Reader or Homepage TOPlist Where to watch football ktunnel www.ktunnel.com